Kongreden Hoş Bir Anı
 

İlk kez yapılacak olan Ulusal farmakovijilans kongresine konuşmacı olarak katılmanın heyecanına ilk kez Antakya'yı görecek olmanın mutluluğu da eklenmişti. Gerçi kongre programı çok yoğundu ve sadece iki gün kalacaktım ,"ama ne yapıp edip bir akşamüstü de olsa şehri ve ünlü mozaik müzesini de görürüm herhalde" diye düşünüyordum.

Hiçbir şey yapamasak bile en azından Ottoman Palas otelinin havuzunda biraz dinlenirdik akşam üzeri. (İnternetten bakmış ve otelin ihtişamı ve çok büyük havuzundan etkilenmiştim doğrusu)

Gece yarısına az bir süre kala İstanbul'dan havalanan uçağımızın yarısını kongre yolcuları doldurmuştu. Problemsiz bir yolculuktan sonra Hatay havaalanına indik. Katılımcıların otele transferi için bir otobüs ayarlanmıştı.

"Transfere gerek yok, taksi ile gideriz" diye düşündüğümüz için, bizim gibi düşünen iki kişi ile birlikte dördümüz bir taksi aradık , ama yoktu. Bir arkadaşımız otobüsü denedi, ona da "yer yok" dendi. Gece yarısı havaalanında imdadımıza bir korsan taksi yetişti. Eski bir Fiat 131 bizi misafir etti. Valizlerimiz bagajda, çantalarımız kucağımızda yola koyulduk. Taksi şoförü hoş bir yöre insanı,

"Nereye hocam?" dedi,

Ottoman Palas'a dedik.

Yüzümüze bir garip baktı, başını "tevbe estafurullah "der gibi iki yana salladı, bir anlam veremedik.  Havaalanından çıkarken; "polis sorarsa arkadaşımız deyin, korsan taksi yasak, sonra ceza yerim" dedi.

"Olur deriz, ama normal taksi niye yok ?" diye sorduk, cevap; "havaalanına taksi girmesi yasak " oldu.

İlginç bir yere gelmiştik, orası kesindi.

Bir süre gittik, şoförümüz biraz tedirgindi, yolu arıyor gibiydi, ama böyle heybetli bir 5 yıldızlı oteli bilmemesi imkansızdı, kaç tane 5 yıldızlı otel olacaktı ki yüz bin nüfuslu bu şehirde.

Derken ıssızlığın ve karanlığın ortasında araba durdu, kaptanımız "geldik" dedi,

Bir an aklımdan; "Hakan, her şey buraya kadarmış,45 yıllık güzel bir hayat yaşadın, mecburi hizmette yırttığın teröre burada yakalanmakmış kısmet" diye geçmedi değil.

Ama yine de korktuğumuzu çaktırmadan sorabildik; "Nassı yani ? "

" işte "otoban"a geldik" dedi.

"Ne otobanı ?" diye bağırmışız hep bir ağızdan.

"Ee otobana gidecez demediniz mi siz, burası otobanın başlangıcı" dedi kaptan

"Kardeşim sen deli misin ? gecenin bir yarısı n'apalım otobanda?" dedik yine koro halinde,

"Ben de anlamadım zaten, ona pek şaşırdım" diye yanıtladı..

Olan olmuştu artık, güya otele erkenden varacaktık, daha otobüsteki büyük grup gelmeden biz odalarımıza çekilmiş bile olacaktık, ne kadar akıllıydık, aferindi bize !

Yol arkadaşlarımızdan biri; şehir merkezine gidip orada sormayı önerdi. Zira saat 02' ye geliyordu ve ortalıkta in cin top oynuyordu.

Şehre girdik, itfaiyeyi görünce rahatladık, onlar bilirlerdi.. Ama nerdee ? İlk defa duyuyorlardı, yani otelde yangın çıksa boşuna itfaiye beklenecekti, neyse bunu da öğrenmiş olduk, başımızın çaresine bakardık oteldeki yangında, tabii önce "yakacak oteli" bulmak gerekiyordu.

Devriye gezen bir polis ekibine rastladık, onların da "malumatları" yoktu konudan. Ümitlerimiz giderek azalıyordu.

"Herhalde bu bir rüya olmalı, daha doğrusu kabus olmalı, koskoca 5 yıldızlı oteli nasıl olur da kimse bilmez ? Yahu ben internette gözlerimle gördüm, var bu otel" diyordum, kendi kendime..

Derken "künefeciler kurtarılmış bölgesine" geldik. "Kurtarılmış bölge" demem; top oynayan in ve cinlerden kurtarılmış anlamında; çünkü gecenin bu saatinde ortalık insan doluydu ve insanlar o saatte künefe yiyorlardı, (Başta Taylan Kümeli, cümle diyetisyenin, Osman Müftüoğlu Hoca'mın kulakları çınlasın.)

Künefecideki garsonlardan biri "galiba uydukentte yeni bir otel açıldı yakında" dedi. Derin bir oh çektik, bütün geldiğimiz yolu geri döndük, derken sabaha karşı otele vardık.

Ottoman, pardon otoban maceramız sona ermişti.

Ama yanılmışız , macera devam ediyordu...

az sonra..

Ertesi gün otelin ön büro görevlisine ; "Anadolu restoran'ın ününü duyduğumu akşam yemeği için bize bir rezervasyon yapıp yapamayacağını" sordum.Hemen
yardımcı oldu, restorana telefon açtı. Anladığım kadarı ile karşıdaki restoranın şef garsonuydu, ona büyük bir gururla;

" Ottoman Otelden aradığını" söyledi,

karşıdaki ne dediyse artık, bir anda bozuldu bizimki.

"Şey. ıııı,,,, otelimiz çok yeni açıldı, 5 yıldızlı bir oteliz,,,,, Otoban değil, Ottoman Oteli ,,,,, ben bir ara size uğrarım tanışırız " gibisinden bir şeyler geveledi.

Yani taksicinin bilmemesi normalmiş, şehrin en turistik restoranının şefi de bilmiyordu oteli. Olsundu, zaten otelde yeni açılmıştı, öğrenirlerdi.

Antakya'ya gelmişken "mozaik müzesini" gezmemek olmaz, ama gez gezebilirsen, müze değil devlet dairesi, oturum biter bitmez gidelim diyoruz,

"Beş buçukta müze kapanır " diyorlar,."Öğlen gidelim" diyoruz, "yok, öğle tatili, müze kapalı " diyorlar.

Yani; müzeyi gezmek bize kısmet olmadı, o da bir başka sefere inşallah.



Müzeyi gezemedik ama bari bir şehir turu alsaydık.. Kongre acentasından bir çalışana gittim.

"Akşam üzeri kongre katılımcıları için bir tur düzenleyip düzenlemediklerini" sordum.

"Otelin servisleri var, onlarla şehre gidebilirsiniz" dedi.

Buyur buradan yak.. o kadarını biz de biliyoruz.

Yine bizim ön büro görevlisine gittim, artık onunla iyi anlaşıyoruz;

Leblebi deyince leb'i anlıyor. 3 kere leblebi deyince de leblebi'yi.

Bundan iyisi Hatay'da kayısı.(kayısı deyince; bu sene yediğim en lezzetli kayısıyı Anadolu Restoran'da yedim, tüm yemekleri gibi kayısı da harikaydı.)

Neyse yerel bir acenta ile görüştürdü beni, akşam üstü bir minibüs gelecek ve rehber eşliğinde 3 saatlik bir tur alacaktık, ama en az 10 kişi bulmam lazımdı ücreti paylaşacak.

Biraz zaman istedim ve birkaç arkadaşa sordum, sormaz olaydım, neredeyse bütün katılımcılar fellik fellik beni aramaya başlamışlar;, beni bulabilen

"Tur düzenliyor muşsunuz, duyduk ("sizi gidi sizi" de diyecekler ama arada biraz resmiyet var,diyemiyorlar) biz de gelmek istiyoruz" diye yalvarıyor.  Kısa sürede 15 kişi olduk. Hani biraz uğraşsam bütün grubu tura götüreceğim, benim kongre masrafları bile çıkacak ( hayır demek zorunda kaldıklarımdan  burada bir kez daha özür diliyorum)

Akşam üzeri 3 tane minibüs geldi otelin önüne. Ama hiçbiri kime geldiğini bilmiyor, ortalık karıştı.

Yemeğe gitmek için minibüs çağıran bir grup var, Harbiyeye gitmek için minibüs çağıran bir grup var, onu anladım ben, ama gelen kaptanlar daha anlamadı.

Neyse sonunda bizim aracı tespit ettik. Geriye bir tek, rehberle "güzergahı" tespit etmek kalmıştı. Onu da 20 dakikada çözerdik nasıl olsa. !!

Aynen aşağıdaki şekilde hallettik;

"Hocam (Hocam demem lafın gelişi değil; rehberimiz emekli Fransızca öğretmeni) 3 saatimiz var, bize bu sürede
görebileceğimiz maximum yeri göster artık sen".

"O zaman Saman dağına gidelim"

"Ne kadar sürer hocam?"

"Git gel, biraz da orada dolaşsak 3 saat" .

"Ama bizim 3 saatimiz var zaten, başka yer göremeyiz o zaman"

"Ee ben de onu diyom işte, orası zaten bir günlük tur" !!!

"Hocam bizim bir günümüz yok, 3 saatimiz var ve birkaç yer görmek istiyoruz; uzun çarşı, kilise, cami şehir içindeki meşhur yerler falan yeter işte, vaktimiz yollarda geçmesin"

"Size önce müzeyi göstereyim" .

(Çok seviniyorum, özel olarak açtıracak galiba, diye hevesleniyorum. )

Derken, kendi önerisini kendi yanıtlıyor;

"Ama müze kapalı şimdi".

"Hocam 3 saatimiz var , uzaklara gitmeyelim"

"İyi o zaman, Ermeni köyünü gezelim"

"Ne kadar sürer ?"

"En az 3 saat"

Haydaa, sil baştan,

Yine; " 3 saatimiz olduğunu" açıklıyorum, o da yine; " aslında o turun tam gün turu olduğunu" söylüyor.

Neyse sonunda anlaştık. Şehir içini, uzun çarşıyı, kiliseyi,camiyi ve Harbiyeyi görücez.

Saman dağı, Ermeni köyü falan yok.

Araca biniyoruz hepimiz, şoför soruyor rehbere;
"nereye gidiyoruz hocam?"

Rehberimiz cevaplıyor; "Samandağına...."!!!


Çok keyifli, zevkli, unutulmaz bir kongreydi,

Emeği geçenlere, uğraşanlara, didinenlere, konuşmacılara, katılımcılara teşekkürler.

Çok iyi niyetli ve yardımsever ön büro görevlisine, bütün ortaokul lise mitoloji bilgimizi sabırla tazeleyen rehberimize , güler yüzlü kaptanlarımıza, bize nefis yemekleri çok güzel sunan Anadolu Restoran'ın şefine ve garsonlarına da teşekkürler.

Dr. Hakan Topaloğlu

« Geri


İÇERENKÖY MAH. ÜSKÜDAR- İÇERENKÖY YOLU CAD. NO:8 D:12 ATAŞEHİR / İSTANBUL
Tel: 0216 385 93 33